CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI VE PARTİ SÖZCÜSÜ BÖKE’NİN, MYK GÜNDEMİNE İLİŞKİN BASIN AÇIKLAMASI  
04.01.2017
13109
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI VE PARTİ SÖZCÜSÜ BÖKE:

-"AKP’NİN YANLIŞ DIŞ POLİTİKASI ORTADOĞU’NUN TERÖR İKLİMİNİ TÜRKİYE’NİN İÇERİSİNE TAŞIDI"
-"MİLYONLARIN TEMSİLCİSİ OLAN BİZ CHP, O GENÇ ÇOCUKLARIN OKUDUĞU LAİKLİK METNİNİN ARKASINDAYIZ"
-"AKP REJİMİ TÜRKİYE’YE BUGÜN FİİLİ BİR DARBE YAŞATIYOR"
-"OHAL TÜRKİYE’YE HAYIR GETİRMİYOR"
-"ÖYLE BİR HÜKÜMET Kİ, OHAL’İ İLAN EDECEK BAKANLAR KURULUNUN OHAL KARARINDAN HABERİ YOK"
-"CUMHURİYETE VE DEMOKRASİYE İNANAN MİLYONLARLA BİRLİKTE BU KARŞI DEVRİME ASLA İZİN VERMEYECEĞİZ"
-"CHP’YE YAPILAN HER TEHDİT BU CUMHURİYET’E YAPILAN BİR TEHDİTTİR"
-"BİR ÜLKENİN CUMHURBAŞKANI VATANDAŞLARININ BİR BÖLÜMÜNÜN YAŞAM BİÇİMİNİ ELEŞTİREMEZ"


CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Doç. Dr. Selin Sayek Böke, Merkez Yönetim Kurulu (MYK) gündemine ilişkin düzenlediği basın toplantısında şöyle konuştu:



Değerli basın mensupları bizleri ekranları başında izleyen sevgili vatandaşlarımız, her şeyden önce hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Bugün 2017’nin ilk Cumhuriyet Halk Partisi MYK’sından sonra ilk kez 2017’de bir araya geliyoruz.

AKP’NİN YANLIŞ DIŞ POLİTİKASI ORTADOĞU’NUN TERÖR İKLİMİNİ TÜRKİYE’NİN İÇERİSİNE TAŞIDI
Gönül isterdi ki bu ilk buluşma yeni yılın umudunu, her yeni başlangıcın barındırmasını istediğimiz coşkuyu ve o coşkunun mesaja dökülebildiği bir buluşma olsaydı. Ama maalesef, ne yazık ki 2017’ye, üstelik de 2017’nin ilk saatlerinde çok büyük bir acıyla başladık. Yılbaşı gecesi Ortaköy’de bir katliam yaşadık. İnsanlarımız gerici, barbar bir anlayış tarafından; yılbaşını kutladıkları için, bir yeniye merhaba dedikleri için, yaşam biçimlerinden ve tercihlerinden dolayı hedef alındılar. Türkiye çok uzun süredir artan ve çeşitlilik gösteren bir terör tehdidi altında. AKP’nin yanlış dış politikası Ortadoğu’nun terör iklimini Türkiye’nin içerisine taşıdı, günlük hayatımızın bir parçası yaptı. Bu terör dalgası karşısında en temel görevi vatandaşlarının can güvenliğini sağlamak olan hükümet ise; bu terör dalgası karşısında kınamak ve hamaset yapmak dışında maalesef hiçbir şey yapmıyor. Türkiye’de bugün hiç kimse başına bir şey gelmeyeceğinden emin olarak güne başlayamıyor. Bir korku iklimi içerisinde yaşıyoruz. Hükümetin IŞİD, EL NUSRA gibi örgütlerin Türkiye içindeki hücrelerine ve faaliyetlerine karşı vatandaşlarımızı koruyacak ciddi bir yaklaşımı, bir planı ve tedbiri hala yok. Ortaköy’deki katliam Türkiye’de yaşanan terör iklimi bakımından bir dönüm noktası. Şunun açıkça bilinmesi gerekiyor: Bu yaşanan sıradan bir terör olayı değil, laik yaşam biçimi hedef alınmış olan bir terör olayı. Bu tür terörle sadece güvenlik tedbirleri alınarak başa çıkılamaz. Mutlaka güvenlik tedbirleri alınmalı, mutlaka can güvenliğimiz sağlanmalı ancak biliyoruz ki; bu terörle mücadelenin tek bir yolu var, o da laikliğe sahip çıkmak. Oysa bugün Türkiye’de laikliğe sahip çıkanlar doğrudan hedef alınıyorlar. İşte asıl tehlike Türkiye’nin çimentosu olan laikliğe yapılan bu saldırıdır. Halk evleri üyesi iki genç AKP rejimi tarafından anayasanın değiştirilemez hükmü olan laikliği savundukları için tutuklandılar. Yılbaşı gecesi insanlarımızı katledenler, bu katliamı uluorta övenler, havaalanında polis kontrolündeki apronda linç girişiminde bulunanlar ellerini kollarını sallayarak toplumun içerisinde gezerken laiklik isteyenler, “Biz ülkemizi gericiliğe teslim etmeyeceğiz” diyenler, bunu diyen gençler tutuklandılar.

MİLYONLARIN TEMSİLCİSİ OLAN BİZ CHP, O GENÇ ÇOCUKLARIN OKUDUĞU LAİKLİK METNİNİN ARKASINDAYIZ

Hükümetin bir rejim telaşı ve bir rejim değişikliği telaşı içinde olduğu belli, ama unutulmasın ki bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin Anayasasında yazan bir hüküm vardır: “Türkiye Cumhuriyeti laik, demokratik bir sosyal hukuk devletidir.” Şunu herkes çok iyi bilmeli Anayasamızda yazan bu toplumun yüzlerce yıllık tarihinde toplumdaki farklılıkların bir arada yaşamasını sağlayan çimentoda laikliği savunmak asla suç değildir. Ama laikliği savunanları hapis etmek açıkça bir suçtur. Milyonların temsilcisi olan biz Cumhuriyet Halk Partisi; o genç çocukların okumuş olduğu laiklik metninin arkasındayız. Metin şunu söylüyordu: “Gericiliğin karşısında yükseltilmesi gereken bir bayrak vardır. Bu bayrağın adı da laiklik bayrağıdır. Bugün laiklik demek özgürlük demektir, kardeşlik demektir, insanca bir yaşam mücadelesi demektir.”

AKP REJİMİ TÜRKİYE’YE BUGÜN FİİLİ BİR DARBE YAŞATIYOR
Laik, demokratik cumhuriyeti bir rejim değişikliğiyle ortadan kaldırmak isteyenler de arkasına bugünün iktidarını alarak “Laiklik” diyen, “Özgürlük” diyen, “Kardeşlik” diyenleri hedef alanlar da şunu çok iyi bilmeliler ki; bu ülkede milyonlar laik, demokratik cumhuriyete mutlaka sahip çıkacağız. Son dönem yaşananlar şunu açıkça gösteriyor. AKP’li olmayan, başkanlık adı altında getirilen rejim değişikliğini desteklemeyen yani demokrasiye ve cumhuriyete sahip çıkan herkes, hepimiz AKP rejiminin hedefindeyiz. AKP rejimi Türkiye’ye bugün fiili bir darbe yaşatıyor. Bunun en son örneğini gazeteci Ahmet Şık’ın tutuklanmasında gördük. Ahmet Şık unutmayalım daha bundan birkaç yıl önce FETÖ tarafından da tutuklanmıştı. O zaman o zamanın darbecilerine yani FETÖ’ya dokunan yanıyordu. Bugün, bugünün darbecilerine yani AKP’ye dokunan yanıyor. Ama gerçek demokratlar o günün darbecileri karşısında bedel ödemek pahasına nasıl karşı durdularsa, bugünün darbecilerine karşı da dimdik ayakta duruyorlar. İster FETÖ ister AKP Ahmet Şık gibiler her dönemde demokrasiye darbe yapanların hedefinde oluyorlar. Darbeciler değişiyor ama demokratlar içim sonuç darbelerde asla değişmiyor. Yalnızca Ahmet Şık değil bugün hatırlamamız gereken birçok gazeteci var. Akın Atalay, Murat Sabuncu, Kadri Gürsel, Musa Kart, Güray Öz, Hakan Kara, Turhan Günay, Önder Çelik, Bülent Utku, Kemal Güngör Cumhuriyet gazetesinden hepsi, 61 gündür tutuklular. Daha ismini sayamadığımız onlarca gazeteci bugün AKP rejiminin hapishanelerinde demokrasiyi savundukları için bedel ödüyorlar.

OHAL TÜRKİYE’YE HAYIR GETİRMİYOR
Değerli arkadaşlar; OHAL’le ülke yönetmenin maliyeti ortadayken dün OHAL bir kez daha uzatıldı. OHAL Türkiye’ye hayır getirmiyor. Getirmediği gibi ülkeyi yaşanmaz bir hale getiriyor. OHAL’in getirmiş olduğu güvensizlik ve istikrarsızlık en somut biçimde kendini ekonomide gösteriyor. OHAL’in uzatılmasından bu yana 3 Ekim tarihinden bugüne kadar 3 ay içerisinde Türk Lirası %20 değer kaybetti. Bugün itibariyle döviz 3.60’a dayandı. Daha önce de söyledik bir kez daha tekrar ediyoruz. OHAL rejimi sürekli kılındıkça Türk Lirası değer kaybetmeye devam edecek. Bırakın 3.60’ı OHAL’de ısrar edildiği takdirde 3.80’leri ve daha ötesini görmemiz maalesef bir gerçeğe dönüşecek. Bu sorumsuzluğun bedelini biz hep beraber ödüyoruz. 79 milyon hep beraber bu ekonomik bedeli ödüyor. Bakın bu bedel zamlarla dün karşımıza çıktı. Bu bedel asgari ücretliyi, asgari geçim ihtiyacının altında açlık sınırının altında bir ücrete mahkum ederek ortaya çıktı. Bu bedel milyarlarca lira zarar yazıyor olan şirketlerimizin iflasın eşiğine taşınmasıyla ortaya çıktı. Bu bedel benzin pompalarında temmuzdan bugüne %20’ye varan zamlarla ortaya çıktı. Bu bedel sağlık katkılarının artmasıyla ortaya çıktı. OHAL uzatıldıkça, Türkiye demokrasiden uzaklaştırıldıkça hep beraber fakirleştiriliyoruz. Hep beraber her gün hayat daha zor oluyor.

ÖYLE BİR HÜKÜMET Kİ, OHAL’İ İLAN EDECEK BAKANLAR KURULUNUN OHAL KARARINDAN HABERİ YOK
OHAL’in Türkiye’ye hiçbir faydası yok. Ama AKP’nin kendisinin OHAL’e ihtiyacı var. OHAL olacak ki; meclisi fiilen yok sayabilsinler, OHAL olacak ki; kendilerinden olmayan herkesi bir demir yumrukla susturabilsinler, OHAL olacak ki; ülkeyi içine soktukları ekonomik durumu, dış politikadaki faciayı, Türkiye’de bugün devletin en temel fonksiyonu olan can güvenliğini sağlama görevini dahi yapamadıklarını saklayabilsinler. OHAL olacak ki; yaptıklarının hesabını gerçek bir hukuk önünde vermekten kaçabilsinler. Şimdi bu öyle bir hükümet ki OHAL’i ilan edecek bakanlar kurulunun OHAL kararından haberi yok. Hükümet sözcüsü pazartesi günü bakanlar kurulu sonrasında yaptığı basın açıklamasında, “OHAL’in uzatılmasına dair bakanlar kurulunda bir görüşme yapılmadığını” söyledi. Bir gün geçmedi Başbakan çıktı, “Önümüzdeki bir hafta içerisinde OHAL’in uzatılması teklifi meclise getirilecektir” dedi. 24 saat geçmedi meclise OHAL’in uzatılması teklifi geldi. Ya kararda imzası olan bakanların sözcülerinin ifade ettiği gibi bundan haberi yok- eğer öyleyse o bakanlar kurulundaki bütün bakanların hemen istifa etmesi gerekir- ya da bakanların haberi var ama sözcülerinin haberi yok. O zaman da sözcülerinin istifa etmesi gerekir.

CUMHURİYETE VE DEMOKRASİYE İNANAN MİLYONLARLA BİRLİKTE BU KARŞI DEVRİME ASLA İZİN VERMEYECEĞİZ
Bir ülkeyi yönetmek ciddiyet ister. İşte adına “Başkanlık” dedikleri bu rejim değişikliğine tam da bu yüzden ihtiyaç duyuyorlar. Bir an önce Cumhuriyeti, bir an önce demokrasiyi, bir an önce meclisi ortadan kaldırma telaşları var. OHAL’le ayakta kalabilecek olan iktidar da kalmak ve hesap vermemek için OHAL’e ihtiyaç duyanlar Türkiye’yi başkanlık adı altında sürekli bir OHAL rejimine mahkum etmek istiyorlar. İşte bu rejim değişikliği teklifi anayasa komisyonundan her türlü hukuksuzluk yapılarak, zorbalıkla geçirildi. Komisyonda her türlü baskıya rağmen Cumhuriyet Halk Partisi anlattı. Gelecek haftadan itibaren de meclisin genel kurulunda anlatamaya devam edeceğiz. Bu teklif bir hükümet sistem değişikliği teklifi değildir, bu teklif bir rejim değişikliği teklifidir. Bu teklif anayasanın ilk 4 maddesinde güvence altına alınmış olan demokratik cumhuriyeti ve hukuk devletini yok etme teklifidir. Egemenlik fiilen milletten alınıp tek kişiye aktarılmaktadır. Demokratik düzen tamamen terk edilmekte, otoriter bir tek adam rejimi bu teklifle inşa edilmektedir. Bu teklif bir diktatörlük anayasasıdır. Bu teklif cumhuriyet devrimiyle kazanılmış olan tüm değerleri tersine çevirmeye dönük bir karşı devrim hareketidir. Ama herkes bilmelidir ki; cumhuriyete ve demokrasiye inanan milyonlarla birlikte bu karşı devrime bizler asla izin vermeyeceğiz.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

CHP’YE YAPILAN HER TEHDİT, BU CUMHURİYET’E YAPILAN BİR TEHDİTTİR
SORU- Sayın Başbakan Sayın Genel Başkanı aradı ve suikast ihbarlarının arttığını söyledi. Bunu nasıl ihbarlar geldiğini ifade etti Sayın Genel Başkana? Bu birinci sorum. Sayın Genel Başkana tahsis edilen aracı ne zaman kullanmaya başlayacak ve aynı zamanda CHP’de başka güvenlik önlemleri de alınacak mı? Teşekkürler.
SELİN SAYEK BÖKE- Bu sorunun içeriği esasında Türkiye’nin geldiği duruma dair çok önemli bir şey söylüyor. Bir rejim değişikliği tartışması var. Herkesin kendi can güvenliğiyle ilgili tehlikede hissettiği bir Türkiye var. Ve biz bunları değil zırhlı aracın ne zaman kullanılacağını konuşuyoruz. Zırhlı bir araca ana muhalefet partisinin liderinin ihtiyacının doğmasına sebep olan koşulları konuşmalıyız. Neden bu tehditlerin bu derece belirginleştiğini mutlaka tartışmak zorundayız. Ve bunun sorumluluğunun kimde olduğunun da altını çizmek zorundayız. Cumhuriyet Halk Partisine yapılan her tehdit bu Cumhuriyet’e yapılan bir tehdittir. Bizler mutlaka bu cumhuriyeti daha güvenli kılacak adımları atacağız. Mesele bu zırhlı araçların ne zaman kullanılacağı meselesi değil, mesele zırhlı araçlara ihtiyaç duyulmayacak bir siyasetin Türkiye’de yeniden inşa edilmesi meselesidir.

BİR ÜLKENİN CUMHURBAŞKANI VATANDAŞLARININ BİR BÖLÜMÜNÜN YAŞAM BİÇİMİNİ ELEŞTİREMEZ
SORU- Ortaköy saldırısından sonra CHP Genel Başkanı da dahil olmak üzere birçok kişi "yaşam tarzına saldırı" olarak nitelendirdi. Bugün Cumhurbaşkanı ’kimsenin hayat biçimi sistematik bir tehdit altında değildir. Aksini iddia eden bunu somut örnekleriyle ortaya koymak mecburiyetindedir.’ dedi. Bir değerlendirmeniz olacak mı?"
SELİN SAYEK BÖKE- Son 14 yıl esasında bu sorunun yanıtını kendi içinde barındırıyor. Türkiye’de bugün milyonlarca insan yaşam biçiminden dolayı kendisini tehdit altında hissediyor. Belki de cumhurbaşkanı bu milyonlara sormalı bu soruyu. Bu hissin çok somut gerekçeleri var. 14 yıldır AKP iktidarları tarafından belirli bir yaşam biçimine sahip vatandaşlarımız sürekli bir biçimde sistematik olarak ayrıştırıldı, ötekileştirildi ve yok sayıldı. Öyle yapılmaya da devam ediliyor. Şimdi cumhurbaşkanı bunları ben bireysel özgürlüğümü kullanarak bazı eleştiriler yapmıştım diyerek hafife alma gayreti içerisinde ama bir ülkenin cumhurbaşkanı vatandaşlarının bir bölümünün yaşam biçimini eleştiremez. Bu bir bireysel özgürlük değildir. Bir ülkenin cumhurbaşkanı o ülkenin her vatandaşını o ülkenin vatandaşı hissettirecek, özgürlüğe kavuşturacak kadar herkesi kucaklamakla mükelleftir. Maalesef bu eleştiri esasında belki de bir öz eleştiriyi de içinde barındırıyor. Cumhurbalkanı bireysel özgürlüğümü kullanarak yaptığım eleştiridir diyor ama cumhurbaşkanı böyle eleştiriler yaptığında bu bürokrasi tarafından uygulanır hale geliyor. Bu troller tarafından tehdit sayılabilecek bir Türkiye anlamına geliyor. Bu havuz medyasının istediği ayrımcılığı yapma özgürlüğünü hissetmesine yol açıyor. Bir ülkenin cumhurbaşkanı bu zemine izin vermeyecek kadar özenli ve dikkatli açıklamalar yapmakla esasına mükelleftir. Cumhurbaşkanının da hükümetinde en temel görevi 79 milyonu bir ortak hisse kavuşturmak ve her birine eşit mesafede durduğunu ve bunu somut tedbirlerle ortaya koyan bir yaklaşımla hayata geçirmektir. Bir anket vardı hatırlarsınız eğer daha da somut bir bilgi isteniyorsa; bundan bir kaç ay önce yayınlanmıştı. Türkiye’de insanlara soruyorlar kiminle komşuluk yapmak istersiniz diye? Her 4 kişiden 3’ü kendisiyle aynı partiye oy vermeyenlerle komşu olmak istemiyor, iş yapmak istemiyor, çocukları oyun oynasın istemiyor. Yani Türkiye’de toplumu ayrıştırmış olanın bir siyasi dil olduğu bu siyasi dili de 14 yıldır inşa edenin AKP olduğu gerçeğini ortaya koymak gerekiyor.

SORU- Grup toplantısında Başbakan Yıldırım rejim değişikliği tartışmasında değinerek Kılıçdaroğlu’na hak verdi "Türkiye’de vesayet rejimi değişiyor" şeklinde bir açıklama da bulundu. Bu konu da bir değerlendirmeniz olacak mı?

SELİN SAYEK BÖKE- Bu değişikliğin bir rejim değişikliği olduğunun kabul edilmesi önemli. Ama şunun altını çizmemiz gerekiyor. Kendisi saray vesayeti altında bulanan başbakanın vesayet rejiminden bahsetmesi doğrusu biraz tuhaf, bu getirilmiş olan öneri bir rejim değişikliği önerisidir ve Türkiye’de bir saray vesayeti inşa etme önerisidir. Vesayeti kaldıran değil eğer bir referandum olursa bu referandum Türkiye’ye yepyeni bir saray vesayeti getirecek olan bir referandum olacaktır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

CHPnet

SİTELERİ