CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI VE PARTİ SÖZCÜSÜ BÜLENT TEZCAN’IN BASIN AÇIKLAMASI (02 NİSAN 2018)  
02.04.2018
11777
Yazı Boyutu: A- A+

CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI VE PARTİ SÖZCÜSÜ BÜLENT TEZCAN’IN BASIN AÇIKLAMASI (02 NİSAN 2018)

Cumhuriyet Halk Partisi Merkez Yönetim Kurulu Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında toplandı.

Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Bülent Tezcan MYK Toplantısının gündemine ilişkin düzenlediği basın toplantısında şu açıklamalarda bulundu:

Değerli basın mensupları, hepiniz hoş geldiniz. Merkez Yönetim Kurulu toplantımız devam ediyor. Bugün acı bir haberimiz var büyük sanatçı Ülkü Tamer’i kaybettik. Tabi Türkiye’nin en karanlık günlerinde yüreğimizde umudu canlandıran, o dizeleri yazan çok büyük bir söz yazarı, büyük bir sanatçımız. Ülkü Tamer hani diyordu ya “geceleri gökyüzünde güneş topla benim için” diye. Onu sonsuzluğa uğurladığımız bugünlerde Türkiye yine onun dizeleriyle umuda yolculuğuna devam edecek ve güneş toplayacağımız günler yakındır. Gökyüzünden güneş toplayacağımız günler yakındır. Kendisine Allah’tan rahmet diliyorum, bütün milletimize ve ailesine başsağlığı ve sabırlar diliyorum.

Değerli arkadaşlar, bu haftanın en çok konuşulan konularından birisi büyüme oranlarıydı. Hani bu iktidar rakamlarla oynama, rakam cambazlığı konusunda çok maharetli bir iktidar bunu biliyoruz. Önce istatistikleri değiştirdiler, hesaplama yöntemlerini değiştirdiler ve hormonlu büyümeyle tanıştırdılar Türkiye’yi. Aslında hiçbirimizin günlük yaşamında iyiye ve olumluya dönük etkileri olmayan, ama rakamsal olarak büyüdüğümüzü gösteren rakamları ilan etme konusunda maharetliler. Şimdi en son 7.4 büyüme dendi. Bu öyle bir tablo ki, insan bu nasıl büyüme diye sormadan edemiyor. Bakın, 7.4 büyümüşümüz, dolar 4 liraya geldi. Euro 5 liraya dayandı, işsizlik yüzde 11, enflasyon yüzde 12, çift haneli işsizlik ve enflasyonla boğuşuyoruz ve Türkiye’de bu büyüme tablosu içerisinde 6 milyon işsiz, 16 milyon yoksulun olduğu bir Türkiye yarattılar. Benzin 6 liraya dayandı, mazot 5,5 liraya geldi dayandı. Yani şoför büyümeden pay alamamış, çiftçi büyümeden pay alamamış, emekli büyümeden pay alamamış, işsiz büyümeden pay alamamış, Türkiye’de yoksulluk büyümeden pay alamamış, yoksulluk ortadan kalkmamış, ama sözde büyüyoruz. Böyle bir tabloyla toplumu aldatmaya devam ediyorlar. Her 5 gençten birisi işsiz. Üniversite mezunu her 4 gençten birisi işsiz. 400 bin atanamamış öğretmen var. 100 bine dayanmış atanmayan Ziraat Mühendisi, Gıda Mühendisi ve Veteriner hekim var. Okulu bitirmişler atanmıyorlar. Türkiye’de çiftçinin alacağı almış başını gitmiş. 430 bin esnaf iflas etmiş. Açıklama yaptı kuruluş TESK açıklama yaptı, 430 bin esnaf son 4 yılda iflas etmiş, kepenk kapatmış ve bu tabloda 7.4 büyüdük dedikleri yerde dolar bazında baktığınızda gayri safi milli hasıla düşmüş, milli gelir düşmüş. 862.7 milyar dolardan 851.1 milyar dolara düşmüşüz. 851 milyar dolara düşmüş. Dolar bazında yüzde 1.35 küçülmüşüz. Şimdi soruyoruz bu nasıl büyüme? Bu büyümenin kime ne faydası oldu, bu bir gerçek büyüme mi? Herkes biliyor ki, ortada bir gerçek büyüme yoktur. Halüsinasyonlu büyüme dönemiyle karşı karşıyayız. Rüya gördürüyorlar millete, hormonlu bir büyüme dönemiyle karşı karşıyayız. Rakamları takla attırarak masa başında yaptıkları hesap oyunlarıyla büyüdüğünü ilan eden bir hükümetle karşı karşıyayız. Daha önce söylediğimiz gibi, son 3. çeyrekte yaptıkları açıklamalardan sonra söylediğimiz gibi şimdi tekrar ediyoruz…  Büyüdük mü? Büyüdük. O zaman gelin bu büyümeyi bölüştürelim.

Şimdi ortalama asgari ücret, o zaman büyümeden asgari ücretliye pay verelim. Şuanda 1603 lira asgari ücret, asgari ücret en az 2 bin lira olmalı. Şimdi bu büyümede asgari ücrete bakıyorsunuz 1603 liraya çıkardığınız zaman 425 dolardı asgari ücret 400 dolara düştü. Hem büyümüşüz, hem dolar bazında asgari ücretli 400 dolara düşmüş. Aralık ayı sonunda 425 dolar aylık asgari ücret alırken dolar bazında şimdi 400 dolara düşmüş. 25 dolar birden düşmüş nasıl büyüme bu? Büyümeden asgari ücretliye gelin pay verelim, 2 bin lira olsun en az asgari ücret. Yanaşmadılar. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarını bekliyorlar, gelsin Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı yükseltsin diye.

Ortalama memur maaşı 2889 liraydı, 4986 liraya çıkması lazım büyümeden pay verdiğimiz zaman memurlara. Ortalama memur maaşı 4986 lira olması lazım en az. Bağ-Kur ve SKK emeklilerinin ortalama aylığı 1500 lira civarındaydı, 2400 lira olması lazım büyümeden bunlara pay verdiğimiz zaman. Buyurun 7.4 büyüdük. O zaman SSK ve Bağ-Kurlulara hak ettiği payı verelim büyümeyi paylaştıralım. Kime vereceksiniz bu büyümeyi, kim alacak, vatandaş almayacak mı?

Değerli arkadaşlar, çiftçilerin 11 yıllık alacağı 102 milyar lira oldu. Hane başına 47 bin lira alacağı var çiftçilerin devletten. Kanun gereği alması gereken destekleme yardımı almamışlar. Büyüdük, verelim bunları niye vermiyorsunuz? Yani bu büyüme çiftlik bank modeli büyümedir. Hani bunlar tosuncuk düzeni yarattılar ya daha önce söylemiştik. Yarattıkları tosuncuk düzeninden Çiftlik Banktaki tosuncuklar nasıl büyüdülerse, nasıl hormonlu büyüdülerse bunlar alıştılar bunların büyüme modelleri böyle borçla, yalanla, kandırmayla, halüsinasyonla milleti büyüdüğümüze ikna etmeye çalışıyorlar.

Bakın, bu büyüme nasıl paylaşılmış çok çarpıcı rakamlar var. TÜİK verilerinden söylüyoruz. Büyümenin emek ve sermaye arasında nasıl dağıldığına bakalım bu büyüme rakamlarından. Emek ve sermaye yani işgücüyle sermaye arasındaki dağılımı 2016 yılında yüzde 36,5 emek payıyken yüzde 34,5’a düşmüş. Emeğin payı büyümeden aldığı pay düşmüş. Yüzde 36,5’tan yüzde 34,5’a düşmüş. Sermayenin büyümeden aldığı pay yüzde 47.1’den yüzde 49.7’ye yükselmiş. Demek ki çalışanlar lehine büyümeden paylaştırılan, aktarılan bir rakam yok. Büyüme adaletli paylaştırılmamış, adil paylaşımdan söz edemiyoruz, adaletli gelir dağılımından söz edemiyoruz. Gelir dağılımının sürekli daha kötüye gittiği, daha da bozulduğu bir Türkiye yaratmışlar. Hem hormonlu büyüme, hem rakamlar üzerinde oynayarak büyüme, hem de gelir dağılımının bozulduğu bir Türkiye. Yarattıkları Türkiye tablosu budur.

Şimdi bu tablo içerisinde AK Parti Genel Başkanı her zamanki yaptığı gibi milletin huzurunu bozan o konuşmalarla günde iki, üç yerde çıkıp konuşarak. Şimdi çıkıp bir şey daha söylüyor diyor ki, sanki sorumlu başkasıymış gibi her kötülüğün anası faizdir. Faizin sorumlusu da kamu bankalarıdır diyor, faizlerin yüksek olması. İyi güzel. Kamu bankalarının sorumlusu kim? Yani Erdoğan diyor ki, her kötülüğün anası faizdir, faizin yüksek olması, bunun sorumlusu da kamu bankalarıdır. Peki kamu bankalarının sorumlusu kim Ey Erdoğan, kamu bankalarının sorumlusu sensin. O zaman her kötülüğün anası sensin. Kamu bankalarından sorumlu sensen her kötülüğün anası sensin. Senin 16 yıllık, 17 yıllık devri iktidarında kamu bankaları faiz olarak dışarıya, yurtdışına ödenen toplam faiz 150 milyar dolar. Senin dönemin faiz lobisine ödediğin para yurtdışına. İçerde ödediğin para 650 milyar lira. E o zaman bütün bu kötülüklerin birinci sorumlusu, baş sorumlusu kendi ifadenle sensin başkası değil. Başka yerde arama. Bu kötülüklerden kurtulmanın yolu da çok açıktır, mantık, akıl aynı yere gidiyor senden kurtulmaktan geçiyor. Memleket senin iktidarından kurtulursa bu sıkıntılardan kurtulacak.

Bu düzenin adını koyduk. Bu düzen tosuncuk düzenidir. Tosuncuk düzeninin araştırılmasından korkuyorlar. Kendi tosuncuklarına da ulaşır, belki bulaşır diye korkuyorlar. Bu araştırma kendi tosuncuklarına gidebilir diye korkuyorlar. Çiftlik Bank diye onun gibi başka tosuncuklarda yaratmışlar, hep yaratıyorlardı, bir dönem gemi sahibi oldular, bir dönem holding sahibi oldular şimdi bir dönem başka holdinglerle vatandaşın parasını topladılar, aldattılar şimdi de bu düzen çıktı arkadaşlarımız TBMM’de dediler ki gelin şu Çiftlik Bankı araştıralım, nedir ne değildir. Reddettiler. Reddettiler, soruyoruz ortak mısınız niye reddediyorsunuz? Milletin parası dolandırılmış, TBMM dolandırıcının peşine gitmeyecekse, dolandırıcıyı takip etmeyecekse, araştırmayacaksa kimi araştıracak? TBMM dolandırıcılığı incelemeyecekse, ortaya çıkarmayacaksa neyi ortaya çıkaracak? TBMM gibi önemli bir kurumu dolandırıcıları koruyan, araştırmaktan kaçınan bir kurum haline getirmeye utanmıyor musunuz, yazık değil mi bu millete? Milletin parasına yazık değil mi? Adamlar çıkıp anlatıyorlar, mağdurlar ya diyorlar “devletin valisi geldi kurdeleyi o kesti. İktidara yakın, onun şakşakçılığını yapan sanatçılar geldi, bir de imam getirdiler, dua okuttular aldandık biz de parayı verdik” diyorlar ne desin. Şimdi bunu niye TBMM’nin araştırmasından rahatsız oluyorsunuz? Aslına bakarsanız ilk defa değil bu rahatsızlıkları. Deniz Fenerini araştırttılar mı? Onu da araştırtmadılar. TBMM Deniz Feneri yolsuzluğunu da araştırmasın dedi bu iktidar. Üstüne üstlük bir de döndüler Deniz Fenerine TBMM’den ödül verdiler. Yimpaş, Kombassan, Deniz Feneri ne kadar milleti dolandıran firma, yapı varsa bunların döneminde çıktı. Böyle bir Türkiye yarattılar, tosuncuklarla milletin malını çalarken, milleti dolandırırken, tosuncuk düzeninin öbür ayağı da şeker fabrikalarını satarak, özelleştirerek milletin alın teriyle biriktirdiği malvarlığını yeni tosuncuklara aktarmanın peşindeler. Bir aydır Türkiye şeker fabrikalarını koruma kavgası ve davasının peşinde. Türkiye’de çok önemli bir milli ittifak oluştu. Öyle laf olsun diye kapı arkalarında, localarda, kulislerde oluşturulmuş cumhur ittifakı diye millete yutturulmaya çalışılan bir ittifak değil. Meydanlarda, şeker fabrikalarının önünde oluşturulan ittifak gerçek anlamda bir milli ittifaktır. Milletin malvarlığını, alın terini bu ülkenin servetini, milletin servetini korumaya dönük bir milli ittifaktır. Şeker fabrikaları özelleştirilmesin diye pancar üreticisi sokağa döküldü, fabrika çalışanı sokağa döküldü, aydınlar sokağa döküldü, siyasi parti ayrımı olmadan CHP’li, MHP’li, Saadet Partili, AK Partili hangi partiden olursa olsun parti bayraklarını bir tarafa koydular şeker fabrikalarının etrafında bir vatan ittifakı oluşturdular. Ey Recep Tayyip Erdoğan, millilik ve yerlilik arıyorsan burada, başka yerde değil. Milli ve yerli olmak Büyük Ortadoğu projesinin peşine takılıp Cargill’i zengin etmek için şeker pancarı üreticisini yok etmekten geçmiyor. Milli ve yerli olmak şeker fabrikalarına bu milletin varlığına sahip çıkmaktan geçiyor. Şeker fabrikalarının özelleştirilmesine karşı mücadelede gerçek anlamda Türkiye’de bir vatan ittifakı oluşmuştur, bir milli ittifak oluşmuştur. Bu milli ittifak, bu gayri milli iktidarı devirecek hiç şüphe duymuyoruz. Bu milli ittifak bu gayri milli iktidarı devirecek, koltuğundan edecek.

Bakın, şimdi satmaya başlamışlar, 10 Nisan’da şartnameyi çıkarmışlar Resmi Gazetede. Trakya’da şeker fabrikalarının 21 bin 671 metrekare arazisini satılığa çıkarıyorlar. Ya bu varlık milletin varlığı, yazık değil mi? Tarımın yok olduğu, çiftçinin alacağını tahsil edemediği, şeker pancarı üreticisinin sıkıntı içerisinde olduğu faiz kıskacında olduğu, buğday üreticisinin faiz kıskacında olduğu, Türk çiftçisinin zorda olduğu, tarımın çöktüğü bir yerde, şeker fabrikaları gibi bir milli servetin 21 bin dönüm arazisini sen niye şimdi satılığa çıkarıyorsun? Bunları önleyeceğiz. Bunun için her geçen gün, Türkiye’nin her bölgesinde bir büyük toplumsal muhalefet güçlenerek yoluna devam edecek ve biraz önce söyledim bu milli ittifak bu gayri milli iktidarı yerle bir edecek. Hiç bundan şüphe duymuyoruz.

Değerli arkadaşlar, tabi TBMM tosuncukları araştırmaz ama, TBMM’de bir başka proje döner bunların sayesinde, AK Parti iktidarı döneminde. Atatürk tişörtüyle TBMM’ye girmeyi yasaklamışlar. Fiilen yasaklamışlar yazı çıkarmamışlar fiilen. Yani sanki şimdi mesele oradaki bir polis memurunun kişisel kusuruymuş gibi geçiştirilmeye çalışılıyor, o sokmamış gibi. Öyle mi gerçekten? Peki kadın oyunculara tiyatro oyunundaki sansür niye? Türkiye Cumhuriyeti tarihte, dünyada, Avrupa’da, uygar dünyada, kadına seçme ve seçilme hakkını ilk veren ülkelerin başında gelmesi sebebiyle haklı bir övüncün sahibi. O TBMM bu haklı bir övüncün sahibi. Utanmıyor musunuz bu övünce gölge düşürmeye? Nerden çıkmış tiyatro oyununda kadınla erkeği ayırmak. Bu kültür okullara da yansımadı mı? Haremlik, selamlık okullar kurma fikri, o fikri destekleyenlerin okullarda idari kadrolarda yükselmesi bu iktidarın eseri değil mi? Ateşle barut bir arada durmaz diye, daha küçücük ilkokul çağındaki çocuklarımızı ayırmaya çalışan sakat kafaya prim veren iktidar bu iktidar değil mi, bu iktidarın anlayışı değil mi?

Değerli arkadaşlar, Bartın İl Milli Eğitim Müdürü çıkıyor bakanlığın talimatına rağmen Atatürk posteri asma mecburiyetini genelgeden çıkarıyor, okullara gönderdiği Çanakkale anmalarından. Atatürk posterini asın diye bakanlık genelgeye yazmış, bu onu okullara gönderirken bunu çıkarıyor. Nereden alıyor bu cesareti? Bakanlığın talimatını dinlememe cesaretini nereden alıyor, bakandan daha mı yüksek, torpili daha yüksek bir yerden mi geliyor, sırtını neye dayıyor? Bakanlık buna karşı ne yaptı? Bitmedi, bu yetmezmiş gibi tepkilere rağmen oradaki il müdürleri, bazı il müdürleri destek ziyaretlerine gidiyorlar Bartın il milli eğitim müdürüne. Bir an için Allah için oturup vicdanı olanlar düşünsün. Bunu yapanlar eğer Atatürk’e hakaret etmek yerine, sosyal medya hesabından hakaret demiyorum Cumhurbaşkanına eleştiriye dönük, Recep Tayyip Erdoğan’a eleştiriye dönük herhangi bir kelime yazsalardı ya da birinin paylaşımını beğendim diye tıklasalardı o müdürün başına ne gelirdi karşılaştırın. Böyle bir Türkiye’de yaşıyoruz. Tabi onun için bunlar tesadüfi değil. O yüzden Atatürk tişörtüyle meclise girmenin hiçbir yaptırımının olmadığı, Atatürk’ü genelgelerden çıkarmanın itibar meselesi sayıldığı bir Türkiye yaratan kültür bunların kültürü. Çünkü bunlar böyle bir projenin parçaları. Şimdi tabi müdür bunu söyleyecek. Niye söyleyecek? Çünkü Cumhurbaşkanlığı makamını işgal eden zatın, AK Parti Genel Başkanının iki sözünden biri cumhuriyet ve Atatürk’e saldırmak üzere camiler üzerinden iftira üretmek olursa, onlar da onun yolundan buradan gidecekler. İşi gücü olmayan yalanlarla, iftiralarla cumhuriyet dönemini karalamaya dönük tezvirat üretmek. Atatürk ve İnönü gibi iki değere “iki ayyaş” demekten çekinmeyen bir anlayış Cumhurbaşkanlığı makamını işgal ettiği zaman,  onun arkasından giden il müdürü ya da TBMM’nin önündeki polis memuru böyle davranacak. Atatürk’ün adını ağzına almayan TBMM Başkanı orada oturduğu sürece Türkiye bu projeyle karşı karşıya demektir. AK Parti Türkiye’nin bu anlamdaki bütün çağdaş kazanımlarını yok etmeye dönük bir proje iktidarıdır ve bunu ortadan kaldırmak, bunu bir milli beraberlik içerisinde ortadan kaldırmak hepimizin görevidir.

Değerli arkadaşlar, bu tablo içerisinde darbenin siyasi ayağı tartışmaları unutturulmaya çalışılıyor. Olağanüstü hal hala devam ediyor. İki senesini neredeyse doldurmak üzere, ikinci seneye dolandı. Türkiye’yi bunlar uyuşturucu bağımlısı gibi OHAL bağımlısı olarak yönetmeye alıştılar, OHAL şartları altında bir referandum yaptılar, OHAL şartları altında Türkiye’yi seçimlere götürmeye çalışıyorlar. Ne yaparlarsa yapsınlar devrilecekler ve Türkiye ilk gün söylemiştik, söylediklerimiz bir bir çıkmaya başladı. OHAL darbenin siyasi ayağının ortaya çıkarılmasını önlemek için kullanılıyor. Olağanüstü hal yetkileri darbenin siyasi ayağını ortaya çıkarmayı önlemek için kullanılıyor. Darbenin siyasi ayağını Genel Başkanımız açıkladığında rahatsız olmuş AK Parti Genel Başkanı. Niye rahatsız oluyorsun? Yalan mı söylemiş Genel Başkanımız? Darbenin siyasi ayağının tepesinde siz yok musunuz? Bu ülkede devlete FETÖ’yü siz yerleştirmediniz mi? TSK’nın harim-i ismeti sayılan, namusu sayılan kozmik odaya FETÖ’cüleri, FETÖ’cü hakim, savcıları siz sokmadınız mı? Onlar eliyle tarihimizin devlet destekli en büyük casusluk hareketinin arkasındaki güç ve destek sizin iktidarınız değil miydi? Kozmik odadan çaldıkları bilgileri okyanus ötesi güçlerle paylaşanlara hem o koltukları, hem o odaya girme imkanını siz vermediniz mi? TSK’yı tasfiye etmek üzere oluşturulan Balyoz ve Ergenekon kumpası gibi kumpasların arkasındaki siyasi güç siz değil misiniz? Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunu bunlara teslim eden siz değil misiniz? Adalet Bakanlığını bunlara teslim eden siz değil misiniz? İçişleri Bakanlığını, Emniyet Genel Müdürlüğünü bunlara teslim eden siz değil misiniz? TSK’nın cumhuriyetçi, yurtsever, Atatürkçü kadrolarının tasfiye edilerek bunların yerine FETÖ’cü bu çetenin rütbe alıp terfi etmesinin önünü açan siz değil misiniz? Milli Güvenlik Kurulunda bunların soruşturmasını engelleyen siz değil misiniz? Bütün bunları yaptıktan sonra utanıp sıkılmadan dönüp de milletin önünde ne istediniz de vermedik diyen siz değil misiniz? Kendinizi yer makamına koyup terör örgütü başı FETÖ’yü de göğe yükseltip haşa gök ne verdi de yer kabul etmedi deyip kendinizi onun önünde naçiz bir kul görüntüsünde tarif eden Amerika yolculuğu öncesinde siz değil miydiniz? Şimdi kalkıp da FETÖ’nün siyasi ayağı siz deyince rahatsız olmuşlar. Evet FETÖ’nün siyasi, darbenin siyasi ayağı sizsiniz, siz oluşturdunuz bu şartları. Bunun önünü siz açtınız ve hesap vereceksiniz. Ne yaparsanız yapın bir tarafta darbeciler hesap verecek, bir tarafta çete hesap verecek, bir tarafta da siz hesap vereceksiniz. İştirak halinde bu suçun bütün ortakları hesabını verecekler. Hesap vermekten kurtuluş yok.

Değerli arkadaşlar, son olarak dünden bu yana bir ilginç, daha doğrusu son hafta ilginç bir şımarıklıkla karşı karşıyayız. Afrin harekatına ilk günden bu yana bir Türkiye’nin sınır güvenliği için önemlidir, terörle mücadelede önemlidir ve Afrin harekatına destek veriyoruz, bir an önce sonuçlanmalı ve siyasi çözüme odaklanmalıdır dedik. Ne dediğimizi tek tek ölçerek, biçerek söyledik ve arkasında durduk. TSK da kendi tarihine ve misyonuna yakışır bir vakar ve haysiyet ve ciddiyet içerisinde bu harekatı yürüttü. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, milletimize başsağlığı diliyoruz, gazilerimize bir an önce şifa diliyoruz ve harekat önemli bir noktada başarıyla sonuçlandı.

Şimdi son dönemdeki açıklamalara bakıyoruz ve bakınca görüyoruz ki, bu harekat bir sınır güvenliği harekatı mı, yoksa ticaret ve siyaset aracı haline mi getirilmiş anlamakta zorlanıyoruz. Erdoğan çıkmış partisindeki metal yorgunluğunun Afrin harekatıyla ortadan kalktığını söylüyor. Utanmak gerekir bu sözü söyleyebilmek için. Şehitlerimiz senin partindeki metal yorgunluğunu ortadan kaldırmak için mi can verdiler, yoksa bu vatan için mi can verdiler? Sen şahadeti bu kadar siyasi nezaketsizlikle ayaklar altına alma hakkını nereden buluyorsun? Bu da yetmemiş şimdi danışmanı çıkmış televizyonda “şehitlerimiz oldu ama biz oradaki imar, inşaat işlerini yapacağız” diyor, müteahhitlikten bahsediyor. Yani öyle ilginç ki, bir ihale şartnameleri eksik. Yani biz harekata giderken TSK’nın en az kayıp vererek başarıyla çıkmasını dilerken, temenni ederken, beklerken, talep ederken onlar sanki ihale şartnamesi hazırlığı içindelermiş. Bu söylenecek söz mü? Bu millete saygısızlık değil mi? Müteahhitlik peşinde miydiniz, vatan koruması peşinde miydiniz? Terörle mücadele için mi orada olmalıyız diyorsunuz yoksa ihale kapmak için mi orada olmalıyız diyorsunuz? Ayıptır, ayıptır ayıp. Şehitlerin kanına ayıptır. Bu olacak iş değil.

Şimdi bütün bunlar olmamış gibi dün de dönmüşler bir üniformalı AK Parti Genel Başkanı... TSK’nın üniforması hak edilince giyilir. Asker üniforması hak edilince giyilir. Bu ülkenin kurucuları Mustafa Kemal Atatürk, İsmet Paşa, Rauf Orbay, Refet Bele, Fevzi Çakmak, onların hepsi hak ederek giydiler o üniformaları hak etmeden değil. Cumhurbaşkanlığı makamı şımarıklık makamı değildir. Davul zurna çalarak gidip Afrin harekatında şımarık ve bu harekatın TSK’nın vakarına yakışmayan ciddiyetsiz tutumların yeri değildir orası. Orası şehitlerin kanının aktığı yerdir. Vatan için, ülke için bütün milletin yürek birliği ettiği yerdir. Orası temsili askeri üniformalarla şov yapılacak yer değildir. Onun için başta AK Parti Genel Başkanı Cumhurbaşkanı makamını işgal eden Erdoğan olmak üzere herkese ve Genelkurmay Başkanına, bu tiyatro sahnesinin parçası olan Genelkurmay Başkanına diyoruz ki, bir an önce TSK’nın vakar ve ciddiyetine uygun davranmaya yönelin, Afrin harekatının başarısına gölge düşürmeyin.

Hepinize teşekkür ediyoruz arkadaşlar, sorularınız varsa cevaplayabilirim.

Soru- Efendim Cumhurbaşkanı seçimler zamanında yapılacak diyor ama bir yandan da erken seçim hazırlığı varmış gibi bir hava var. Hatta bazı araştırmacılar da MHP’nin telkiniyle bir erken olacağı görüşündeler. İlk sorum bu.

Yine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “bu ülke yaşanmaz hale geldi çekip gideceğim diyenler olduğunu görüyorum, duyuyorum bilet paralarını verip göndermemiz lazım” diye bir açıklaması oldu.

Ve son olarak da Sayın Karamollaoğlu Diyarbakır’da kardeşlik iklimi oluşturmak için bir barış, kardeşlik ve istikrar konferansı yapılmasını önerdi. Hatta Kuzey Suriye temsilcilerinin de davet edilmesi gerektiğini vurguladı. Bu başlıklar hakkında değerlendirmenizi alabilir miyiz?

Bülent TEZCAN- Arkadaşlar, seçimle ilgili her zaman söylüyoruz, biz yarın seçim olacakmış gibi hazırız. Ne zaman seçim olacaksa Türkiye’nin bu açmazdan kurtulmasının yolu seçimdir, ne zaman seçim sandığı gelecekse, biz yarın seçim olacakmış gibi hazırlıklarımızı yürütüyoruz. Birincisi bu.

İkincisi, ülkeyi yönetenlerin görevi ülkenin yaşanılır hale getirilmesini sağlamaktır. Ülkeden kaçmayı düşünenlerin cebine para koyup göndermek değildir. Kendinden olmayanları ülkeden sepetlemek de değildir. Ülkeyi yönetenlerin görevi ülkeyi yaşanılır hale getirmektir. Aslında daha önce başka bir şey daha söylemişti sermayesini, servetini dışarı kaçırmak isteyenler var bunlar vatan hainidir diye. O zamanda kendisine demiştik ki en büyük vatanseverlik ülkesinde sermayenin güvenli olarak kalabileceği, gelebileceği, yerleşebileceği bir ülke yaratmaktır demiştik. Ama bu bir Erdoğan klasiği tabi her zaman gördüğümüz gibi. Türkiye’yi önce yaşanmaz hale getirip ondan sonrada başkalarına bunun üzerinden saldırma siyasetini kurguluyorlar. Bu kutuplaşma siyaseti inşallah ya zamanında, ya erken ne zaman olursa o seçimle ortadan kalkacak ve Türkiye huzura kavuşacak. Türkiye’nin huzura kavuşması için bir kere bu anlayışın yönetimden uzaklaşması gerekiyor, demokratik yollarla uzaklaşması gerekiyor.

Diğer noktaya gelince, Türkiye’nin terörle mücadele, iç güvenlik, toplumsal barış ve huzurunun sağlanması konusunda atılması gereken bütün toplumsal uzlaşma alanlarını zorlayan adımların atılması arzu edilen bir şeydir. Siyaset kurumu bu çerçevede çalışmak, bu çerçevede bütün seçenekleri denemek ve hayata geçirmekle sorumludur. Son dönemlerdeki kutuplaşma ikliminde siyaset bunları konuşamaz hale geldi. Bunların konuşabilir hale geleceği bir Türkiye’yi siyaset yaratabilirse başarılı olacaktır.

Soru- Efendim malum ittifak tartışması devam ediyor. Sayın Genel Başkanın bir açıklaması oldu ittifak görüşmeleri yapıyoruz diye. Bu süreçle ilgili son bir görüşme var mıdır bizimle paylaşabileceğiniz, MYK gündemine geldi mi malum. Önümüzdeki birkaç gün içerisinde de milletvekilleriyle Sayın Genel Başkan bir araya gelecek, sonra Parti Meclisi toplanacak. Cumhuriyet Halk Partisinin ittifak üzerindeki çalışmaları ne düzeyde? Bu bağlamda şunu da sormak isterim, Genel Başkan Yardımcısı Öztürk Yılmaz’ın Selahattin Demirtaş’ı bir ziyareti var. Bunun kapsamında ittifak süreci de tartışılmış mıdır neler söylersiniz?

Bülent TEZCAN- Arkadaşlar, Türkiye’de siyasetin tablosu belli. Şu anda ilan edilmiş bir ittifak var adını cumhur ittifakı diye koydular. Aslında cumhuru bölme ittifakıdır. AK Parti yönetimiyle MHP yönetiminin tepede oluşturduğu, ilan ettikleri ittifaktır, Türkiye’yi kutuplaştırma ittifakıdır, ülkeyi bölme ittifakıdır, birleştirme ittifakı değildir. Demokrasiyi yok etme ittifakıdır, OHAL meyvelerini devşirme ittifakıdır. OHAL şartlarından yararlanma ittifakıdır. Buna karşı Türkiye’nin bütün demokrasi güçlerini bir araya getirecek siyasal çözümlere ihtiyacı vardır. Adı şu veya bu ittifaklar olabilir, ittifak çerçevesinde platformunda olabilir, ortak hareket etme platformları olabilir. Bunu Genel Başkanımız daha önce ilkeler etrafında buluşma diye tarif etmişti. Aslında referanduma giderken, mühürsüz referanduma, 16 Nisan referandumunda bu konuda çok geniş ve önemli bir hayır mutabakatı, buluşması sağlanmıştı. Bu hayır buluşması Genel Başkanımızın Adalet Yürüyüşüyle çok daha üst bir noktaya çıktı. AK Parti tabanının da önemli bir kesiminin sempati duyduğu bir geniş buluşma alanı yarattı. Adalet Kurultayında bu daha geniş bir prensipler etrafında oturdu ve demokrasi, adalet ve huzur hareketinin başladığı orada ilan edildi.

Dolayısıyla Türkiye’yi sıkıntıya sokan, sıkışmış, huzurunu bozan, bölen o ittifaka karşı bir geniş buluşma platformuna ihtiyacı var. Bu çerçevede de siyaset kurumu sorumlu davranarak demokrasiyi isteyenlerin buluşacağı zeminler her alanda konuşuluyor. Parti içinde de konuşuyoruz, partinin dışındaki zeminlerde de konuşuluyor. Önümüzdeki günlerde de bu noktada çok olumlu, Türk siyasetini bu kısır çekişme alanından kurtaracak, çözüme ulaştıracak, Ülkü Tamer’in dediği gibi hani güneş topla benim için diyor ya, güneş toplayacağımız günleri açacak bur ufku bize gösteriyor. Bu çerçevede daha çok bu tartışmaları ve görüş alışverişlerini izleyeceksiniz, izleyeceğiz.

Sayın Öztürk Yılmaz’ın Sayın Selahattin Demirtaş’ı ziyareti ise önemli bir ziyarettir. Bir milletvekilini, bir siyasi parti Genel Başkanını, Genel Başkan Yardımcımız Genel Başkanımızın bilgisi dahilinde ziyaret etmiştir. Bir ittifak görüşmesi ziyareti değildir. Ziyarette bir ittifak görüşmesi gündeme gelmemiştir. Ama önemli ve ciddi bir ziyarettir. Türkiye’nin bu çerçevede siyasette ötekileştiren ve bir yok sayma anlayışını siyasete yerleştiren kutuplaşma yaklaşımına fırsat vermeyeceğiz. Hem insani, hem siyasi anlamda önemli bir ziyarettir.

Soru- Biraz önce Afrin konusunu aslına değinmiştiniz ama ünlülerin özellikle yaklaşık 200 kişiden oluşan, spor camiasından, ünlülerden bir heyetin ziyareti var. Bununla ilgili bir değerlendirme almak isterim. Bir de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AKM’nin yıkımıyla ilgili “çatlayıp, patlayın yıkıldı, yıkacağız ve yeni projeler yapacağız” açıklaması var. Bununla ilgili değerlendirme alabilir miyim?

Bülent TEZCAN- Sanatçıların bu noktadaki duyarlı davranışları, sanatçıların bu çerçevede gidip destek vermeleri takdire şayan bir durumdur. Onunla ilgili eleştirecek bir yanımız yoktur, ama bu iktidarın sanatçıları bölen tutumuna söyleyecek bir çift sözümüz vardır. Toplumu nasıl kutuplaştırdılarsa; sanatçıları da kendi içinde kendisi gibi düşünen, davranan ve davranmayan olarak ikiye ayıran bir iktidarla karşı karşıyayız. Sanatçı arkadaşlarımızın sadece Afrin çerçevesindeki tutumu takdire şayanken, iktidarın bu tip ayrıştırma malzemesi olmamaya özen göstermelerini de bekleriz. O konuda söyleyeceğim şey sadece budur, bu bir.

Bir diğer konu, AKM’yle ilgili Erdoğan’ın söylediği. Aslında o bir Erdoğan klasiği. Kutuplaştırma siyaseti, toplumu bölme siyaseti, benden olmayan haindir siyaseti. “Çatlayın, patlayın” bir Cumhurbaşkanlığı makamını işgal eden birinin, orada oturan birinin söyleyeceği söz değil, yakışan bir şey değil ama Türkiye’yi nasıl bir karanlık tabloya sürükleme iradesi ve kararlılığı içerisinde olduğunu gösteriyor. Aynı şekilde Boğaziçi Üniversitesi öğrencileriyle ilgili de işte soğuk savaş döneminin dilini kullanan, o dönemin liderleri dünyaya hangi felaketleri getirmişler öncesi onu herkes biliyor. Soğuk savaş döneminin dilini kullanan bir dille işte saldırması Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerine komünistler, vatan hainleri diye saldırması da aynı üslubun ve dilin bir parçasıdır. Biz o üslubun, o dilin parçası olmayacağız. Özellikle Haziran’da Gezi Direnişinde gençlerimiz çok esprili ve çok güzel sözlerle o anlayışı mahkum etmişlerdi. Gençlerimizin diliyle ve ağzıyla söyleyeceğiz. Çatlasalar da, patlasalar da Türkiye demokrasiye geçecek, kutuplaşma karanlığından kurtulacak.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

CHPnet

SİTELERİ